CIA – İsrail Bağlantıları Ünlü CIA Başkanları

Temmuz 6, 2007

CIA – İsrail Bağlantıları Ünlü CIA Başkanları

CIA, ABD’deki Yahudi lobilerinin yanı sıra İsrail’le de yakın iş birliği içindedir:

“CIA İsrail’e para yardımı yapmaktadır.” (They Dare To Speak Out, Paul Findley, sf.193)

“1960′larda CIA’deki en hassas harekatın kod adı; KK MOUNTAIN idi. (KK, CIA’in İsrail’le ilgili belge ve mesajlarda kullandığı kendi adıdır.) Ve Mossad’a yapılan yıllık milyonlarca dolarlık nakit ödemeleri sağlıyordu. Buna karşılık da Mossad, ajanlarını Kuzey Afrika ülkelerinde ve Kenya, Tanzanya ile Kongo gibi ülkelerde Amerikan ajanlarının vekilleri gibi davranmakla görevlendiriyordu.” (The Sampson’s Option, Seymour M. Hersh, sf.14)

“1979′da Amerika’nın en önemli askeri sırrı yörüngedeydi. Müstahkem mevzilerin ürkütücü, paha biçilmez değerdeki fotoğraflarını çekiyordu. KH-11 diye bilinen bu uydu, bir teknoloji harikasıydı. Çektiği resimler dijital olarak ‘anında’ yer istasyonlarına ulaştırılıyor ve haber alma birimlerince anında analiz ediliyordu.İlk KH-11 uydusu Jimmy Carter’ın, Başkan Gerald R. Ford’u yenmesinin ardından 1976′da fırlatıldı. Carter yönetimi, Ford’un izinden gitti ve yüksek kalitedeki resimlerin, başka ellere geçmesine izin vermedi. Haber alma konusunda Amerika’nın en yakın müttefiki olan İngiltere, fotoğrafları sınırlı ölçüde ve ancak yeri geldiğinde görebiliyordu. Yoğun güvenlik sistemi, Başkan Carter’ın İsrail’e KH-11 fotoğrafları vermeye karar vermesiyle delindi. Anlaşma; İsrail’e, komşuları Lübnan, Suriye, Mısır ve Ürdün’ün sınırları içinde 160 km. (100 mil) mesafeye kadar olan yerlerdeki her türlü askeri harekatı ya da başka tehdit edici faaliyetlerle ilgili olarak uydunun kaydedeceği bilgileri elde etme izni veriyordu.

Jimmy Carter’ın bu yüksek teknolojik görüntüleri İsrail’e verme kararı, Amerikan istihbaratının bazı üst düzey yetkililerince kuşkuyla karşılandı. Aslında bu, bir yıl önce Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’la Camp David’de başarılı bir zirve toplantısı gerçekleştiren İsrail Başbakanı Menahem Begin’e bir ödüldü. Bu yetkililer, Beyaz Saraydakilerin pek çoğunun anlamadığı bir şeyi anlamışlardı: Sisteme İsrail boyutunu katmak büyük bir taahhüttü.

KH-11, zamanının, uzay keşifleri için en ileri, en gelişmiş teknoloji ürünüydü. Yaklaşık 19 m (64 fit) boyundaki uydunun can alıcı unsuru, kamerasının önündeki aşağıya bakan aynasıydı. Bir periskop gibi bir yandan bir yana dönen kamera sayesinde uydu, atmosferde yol alırken tek bir bölgeyi izleyebiliyordu. Sonuçta alışılmamış boyutta yüksek kalitede stereoskopik bir görüntü elde ediliyordu ki, bunu bilgisayarla daha da mükemmelleştirmek mümkündü.” (The Sampson’s Option, Seymour M. Hersh, sf.11-12)

“KH-11 yöneticilerinin amacı, uydunun programını dikkatle ve öncelikleri hesaba katarak planlamak, doğru yerde, doğru zamanda bulunmasını sağlamaktı. İyi yönlendirildiği takdirde, milyonlarca dolara mal olan bu uydu, sınırlı miktardaki yakıtıyla çok daha uzun bir süre yörüngede kalıp, çok daha fazla bilgi toplayabilecek, daha ‘hesaplı’ olacaktı. Ne var ki, Carter’ın İsrail’in KH-11′e doğrudan ‘girmesine’ izin veren kararı, bazı Amerikan haber alma birimlerinin uydudan daha az yararlanması demekti.” (The Sampson’s Option, Seymour M. Hersh, sf.13)

“İsrailliler ise, KH-11 anlaşmasını Carter yönetiminin kendilerine duyduğu saygının ve desteğin bir belirtisi şeklinde değerlendirdiler.

1979 anlaşmasına göre, özel istihbarat isteme hakkı vardı. Her isteği tek tek ele alınıp inceleniyordu. Bu durum, İngiliz haber alma yetkililerini ‘çılgına’ çevirdi. Kendileri, II. Dünya Savaşı müttefiki ve NATO üyesi oldukları halde bu bilgilerden yararlanamazken, İsrail bu şansa sahipti.” (The Sampson’s Option, Seymour M. Hersh, sf.17)

“İsrail gerçekten de KH-11′den en değerli istihbaratı elde ediyordu. Bu konuda, Ronald Reagan’ın, CIA Başkanı William J. Casey’nin kilit adam olduğuna dair işaretler vardı. Casey, göreve geldiği günden beri, uydu fotoğraflarının İsrail’le ortak kullanımını heyecanla destekliyordu. Ve daha ilk günlerde İsrail irtibat görevlilerine, CIA merkezine yakın bir özel büro tahsis edilmesini emretti. Bundan amaç, KH-11 fotoğraflarıyla ilgili Amerikalı görevlilerle İsrail görevlilerinin doğrudan temasını kolaylaştırıp tüm önemli bilgilerin ellerine geçmesini sağlamaktı. İsrail için neyin daha önemli olduğunu ancak İsrailliler bilebilirdi zira.” (The Sampson’s Option, Seymour M. Hersh, sf.24)

“Eski bir NSA (Milli Güvenlik Teşkilatı) üst düzey yetkilisi, Reagan döneminde İsrail askeri yetkililerinin, KH-11 uydusunun yeni görev ve yörüngesinin tesbiti için yapılan Pentagon toplantılarına katıldıklarını öğrendiğinde öfkeden deliye döndüğünü söyledi. ‘Bunu kim duysa saçını başını yolmak geliyordu içinden’ dedi. Ne var ki, bir başka Amerikan istihbarat yetkilisi bu konuda çok daha rahat görünüyordu. ‘Gerçekten de pek çok kişi bunu öğrendiğinde neye uğradığını şaşırıyordu, ama ben bunda bu kadar büyütülecek bir şey görmüyorum doğrusu’ dedi. Ona kalırsa, İsrail’e bilgileri doğrudan edinme izni verilmesi bir uzlaşmaydı. ‘İsrail önemli hiçbir şeyin gözünden kaçmasını istemiyordu.’

Zira Sovyet ve Doğu Avrupalı Yahudi göçmen dalgaları İsrail’e akmaya devam ediyordu. Angleton ve İsrail’de aynı işi yapan meslektaşları, Yahudi göçmen akınını yönettiler. CIA’dekilerin çoğunun fark ettiği gibi, Sovyet bloku içinden en önemli bilgileri, ilk savaş sonrası yıllarında batıya sağlayanlar Yahudi göçmenlerdi. Programların bazıları, KK MOUNTAIN’ın bir bölümü olarak CIA kontenjan fonlarından finanse edildi.

Pentagon’a atanan İsrail yetkilisi, KH-11 programı görevlisine İsrail’in ihtiyacı olan bilgilerin neler olduğunu belirtiyordu sadece. KH-11′in resimleri Washington’a ilettiği esnada yanında durup beklemesine de izin veriliyordu.

Richard Allen’a göre de, İsrail’in KH-11 anlaşmasını istismarı o kadar önemli değildi doğrusu: ‘Pentagon’da dostları vardı ve daha geniş bilgileri gayr-ı resmi olarak sağlayabilirlerdi’ diyordu.” (The Sampson’s Option, Seymour M. Hersh, sf.25,26)

“Güçlü bir İsrail yanlısı olan Allen, bundan etkilenmediğini söylüyor. Gerçekten de Amerikan istihbarat birimlerinde bile, 1981′de İsrail’in, neden Sovyetler Birliği’ne ait uydu resimlerini topladığını ve de Şaron’un neden bu bilgileri edinmekte bunca ısrarlı olduğunu anlayabilen pek fazla kimse yoktu. Aslında İsrail’in kendisi de artık bir nükleer güçtü.” (The Sampson’s Option, Seymour M. Hersh, sf.28-29)

“Yüksek düzeyde yetkili ve bilgili Amerikalı ve İsrailli kaynaklar iki ülke arasındaki istihbarat ilişkisinin oldukça iyi olduğunu belirttiler. Bundan daha önemlisi iş birliği olmasıdır. Hatta, neredeyse ‘yüksek derecede hassas istihbarat alanlarında’ aralarında belirli bir iş bölümü yapmışlardır.” (Between Washington and Jerusalem, Wolf Blitzer, sf.83-84)

“İstihbarat ilişkileri İsrail’le Amerika arasında sağlam bir şekilde ilerledi. Adeta iki ülke istihbarat konularında aynı dalga boyundaydılar. Washington’daki İsrail Büyükelçiliği’ndeki Mossad vekili CIA ile yakın ilişkiler içerisindeydi. Görev yapan Mossad ajanları başka isim altında ABD’de çalışmalarını yürütürler. İsrail yetkilileri hemen hemen her gün CIA liderleriyle görüşüyor ve çalışıyordu. Kissinger bu iki teşkilatın yakın bağlantısının farkındaydı.” (Between Washington and Jerusalem, Wolf Blitzer, sf.85)

Daniel Kurtzer ve Ortadoğu uzmanı Richard Haas

“Washington’daki İsrail Büyükelçiliği diplomatlarının bütün vakti, Amerikan Dış İşleri Bakanlığı Ulusal Güvenlik Konseyi, Pentagon ve CIA’deki uzmanlardan bilgi toplamakla geçer. Yıllarca, İsrail Savunma Bakanları Washington’a yaptıkları ziyaretler sırasında CIA direktörleriyle buluşmuşlardır. Bu toplantılar hiçbir zaman halka açıklanan programlarda kayıtlı değildir. Fakat düzenli olarak gerçekleşir. Mossad Başkanı Washington’u sıkça ziyaret eder. Bu tür gezilerden kamuoyunun haberi olmasa da, çok nadir kendilerinin başkalarınca fark edilmesine izin verirler. Mossad Başkanı resmi misafir listesinde kesinlikle ‘Mossad Başkanı’ olarak geçmez. Amerika’daki CIA Başkanı’nın tersine, İsrail’de onun kimliği çok gizli tutulur. İçerdekiler bilmese de CIA ve Mossad’ın ilişkileri uzun yıllardır kuvvetlidir. Bu ilişkiler en çok CIA’in casusu ve İsrail’le yapılacak gizli ilişkiler şefi olan James Jesus Angleton zamanında artmıştır.” (Between Washington and Jerusalem, Wolf Blitzer, sf.86-88)

“Bir Amerikalı istihbarat uzmanı şöyle diyor: ‘İsrailliler Amerikan hükümetinin her tarafına nüfuz etmişlerdir.’ Dergide Mossad’ın, hükümetin içinde veya dışındaki Amerikalı Yahudilerin yardımlarıyla bir açık veya zayıf yön aradıklarını veya hükümetin İsrail’e vermek istemediği teknik bir istihbaratı almaya çalıştıkları söyleniyor. Üst düzeyde bir CIA ajanı dergide şöyle diyor: ‘Mossad herhangi bir üstün ve sivrilmiş Yahudiye gidip yardım isteyebilir.’ CIA’deki İsrail masası şefi James Jesus Angleton döneminde CIA’e pek çok Yahudi alındı ve bunlar çok önemli konumlara getirildi.” (Between Washington and Jerusalem, Wolf Blitzer, sf.93)

FBI da aynı çevrelerle bağlantı içinde:

“B’nai B’rith de, FBI’la ortak çalışmaktadır. Aşırı sağ hareketlere sızma gibi operasyonlarda FBI’dan yardım alır. Los Angeles Times’da yer alan bir habere göre New Orleans bölgesi B’nai B’rith Başkanı A. I. Botnick FBI’a 69.000 dolar vermişti. Bu şekilde 2 üyesini FBI’a sokmayı başarmıştı. Bu ajanlar Alton Wayne Roberts ve kardeşi Raymond’dı.” (Les Professionnels de L’Anti-Racisme, Yann Moncomble, sf.248)

Arap ülkeleri uzmanı Aaron Miller
“Pek çok Amerikalı Yahudi bugüne kadar İsrail ve Ortadoğu’yu içine alan çok hassas ulusal güvenlik görevlerinde bulunmuşlardır. Mesela Henry Kissinger Dış İşleri Bakanı, Sol Zinowitz, Robert Strauss, Ortadoğu uzmanları… Başka bir Amerikalı’dan daha çok, 1973 Yom Kippur Savaşı’ndan itibaren Amerika’nın, İsrail ve Ortadoğu politikasını Kissinger şekillendirmiştir.” (Between Washington and Jerusalem, Wolf Blitzer, sf.95)

“ABD’nin Baker dönemindeki Ortadoğu politikasını da, Ortadoğu Bölüm Başkanı Yahudi Dennis Ross, yardımcı asistan Yahudi Daniel Kurtzer, Milli Güvenlik Konseyi üyesi Yahudi Richard Haas, politika belirleme analisti Yahudi Aaron Miller belirliyor. İzak Şamir’e yakın çevreler bu kişileri ‘Baker’ın Yahudi oğulları’ olarak tanımlıyorlar.” (Newsweek, 1 Haziran 1992)

Bu bilgiler bizlere bir kez daha Yahudi lobilerinin Amerikan yönetiminin belli kesimleri üzerinde ne derece etkili olduğunu göstermektedir. Bu etkiyi değerlendirirken, hatırda tutulması gereken önemli bir nokta vardır: Her ülkede olduğu gibi Amerika’da da karar mekanizmalarında görev yapanların tek bir cepheden oluşmadıklarını unutmamak gerekir. Amerikan yönetimi içerisinde de bazı Siyonist organizasyonların etkisi altında kalan isimler olduğu gibi, bu örgütlerin faaliyetlerinden etkilenmeden görevini devam ettirmeye gayret eden pek çok objektif kişi ve kurum da bulunmaktadır. CIA’in Yahudi organizasyonlarıyla bağlantısına bir örnek de, B’nai B’rith’in bir kolu olan ADL’nin, CIA Başkanı William Webster’dan gördüğü destektir:

“1985′de dönemin FBI Başkanı William Webster daha sonra CIA’in başına geçti. Tüm şubelere, görevlerini gerçekleştirmelerinde ADL ile işbirliği yapmalarını söyledi… Bugün ADL’nin Irwin Suall tarafından New York merkezden yönetilen ‘Fact Finding Department’ (Delil Bulma Bölümü), CIA yardımıyla birçok operasyon yönetiyor: polis departmanlarına girmek, federal hükümete ve medyaya yanlış ve çarpıtılmış haber sağlamak gibi.

Suall ve onun sadık arkadaşları ABD polis şefleri ve şerifleri için İsrail’e bedava seyahatler düzenliyordu. ADL tarafından finanse edilen İsrail ziyaretlerinin amacı ADL’ye göre; ‘Yahudi devleti ve Amerikan polisleri arasındaki duygusal bağları güçlendirmek’ti.” (New American View, 15 Nisan 1993, sayı 8)

Görüldüğü gibi, Yahudi örgütleri ve Mossad’ın etki alanı çeşitli yöntemlerle FBI’a kadar uzanmaktadır. Mossad’ın bunu sağlamak için kullandığı bir yöntem de, Pollard örneğinde gördüğümüz gibi, kimi zaman illegal yöntemlerle, ‘bilgi çalmak’tır:

“Tom Gerard, San Fransisco polisi ve FBI tarafından, Mossad’a polisin istihbaratını satmak suçundan sorgulandı. Gerard 1980′lerin ortasında CIA için El Salvador’da bomba uzmanı olarak çalışmıştı.

Gerard’ın amiri John Willet, Gerard’ın Mossad’a bilgi sattığından şüpheleniyor. Ve araştırmaya başlıyor. Gerard bu arada Filipinler’e kaçtı ve yazdığı mektupla istifa ettiğini bildirdi. Yapılan araştırma sırasında, Gerard’ın ADL için çalışan Roy Bullock’la bağlantısı ortaya çıkarıldı. Gerard’ın olayı İsrail basınında manşetten verildi. Gerard, Jonathan Jay Pollard gibi kahraman olarak lanse edildi. İsrail’in günlük gazetelerinden Haaretz’de Başbakan İzak Rabin şöyle diyordu; ‘Gerard, insanların yaşamlarını kurtarmak isteyen vatansever bir kahramandır.’

Gerard 1991′de İsrail’e gitti, orada İsrail polisiyle ve istihbarat yetkilileriyle görüştü. Yolculuğun bütün masrafları ADL tarafından ödendi. Gerard bir arkadaşına, İsrail’de bulunduğu sırada Etiyopyalı Yahudilerin İsrail’e kaçırılmasına yardım ettiğini da anlatmıştı.” (The Spotlight, 1 Şubat, 1993)

Entry Filed under: Vatikan. .

Leave a Comment

Required

Required, hidden

Some HTML allowed:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Son Yorumlar

ibo on Korvet Sınıfı Gemiler
predator on Colt M4 A1 ler
Demir on Ermeni Soykırımı Dedikler…
Demir on HOCALI KATLİAMI
Demir on Türkiye caydırıcı olmalı

Popüler Yazılar

Kategoriler